Mitolojiden psikolojiye

S. Deniz Yılmaz | [email protected]

“Ey Thebaililer, yurttaşlarım! O zorlu bilmeceleri çözen Oedipus’un haline bakın! Çok kudretli bir insandı. Onun mutluluğu bu kentte hangi vatandaşı imrendirmemişti? Şimdi ne kadar korkunç bir felaket kasırgasıyla sürüklendiğini görün!”

Mitolojinin en dramatik, en kadersiz kralıdır Oedipus. “Ah, ah! Ne talihsizmişim ben! Nereye gidebilir böyle bir kadersiz, nereye uçtu gitti haykırışlarım? Nerede kıstırdı kader beni?” der, kehaneti öğrendiğinde. Nedir Oedipus’u böyle kederlendiren kehanet? Laios’un oğlu, Labdakos’un torunudur bu bahtsız kral. Annesi İokaste… Şanssızlığı annesinin karnındayken söylenir bir kâhin tarafından. Kehanet odur ki bu çocuk babasını öldürecek, annesiyle evlenecektir. Doğar doğmaz, aç susuz bırakılır bir ormanın kenarına ve ayağı delinip geçirilir bir ip. Ayağı delindiğinden ayakları şişer ve o yüzden “ayakları şişmiş” anlamına gelen Oedipus olur adı da. Başka bir ülkenin çobanı geçerken oradan, duyar Oedipus’un sesini ve acır ona. Bebeği alıp hemen Korinthos Kralı Polybos’a götürüp anlatır olanları. Kral Polybos ve eşi Periboia hiç çocukları olmadığından kabul ederler bu bebeği ve böyle başlar işte Oedipus’un hikâyesi.

Kehaneti öğrenir

Zaman geçer büyür Oedipus ve bir eğlence düzenlenir sarayda. Hayatının mutlu günlerinin sonu ve bir şüphenin de başladığı yerdir burası. O sırada kulağına gelir bir şeyler; kehanet odur ki “Oedipus babasını öldürecek, annesiyle evlenecektir.” Kabul etmez duyduklarını ve kendini hemen Delphoi Tapınağı’nın önüne atar, belki duydukları yalandır diye. Kâhin doğrular tüm kehaneti. Hemen kaçıp gitmek ister oradan, Polybos ve Periboia’yı öz ailesi sandığından onlara zarar vermemek için yola koyulur. Thebai şehrine giden dar bir geçide gelene kadar aklında bu kehanet, bu keder ve geride bıraktığı ailesi vardır. Tam o sırada yoldan başkaları da geçmektedir ve Oedipus ile karşısına çıkanlar arasında bir yol kavgası başlar. Zaten kederli olan Oedipus bu sinirle öldürür adamları ve devam eder yoluna. Bilemez öldürdüğü kimdir, bilemez kehanetten kaçarken kaderin kucağına gittiğini.

Sfenks’in soruları

Güzel şehir Thebai’ye varır fakat bir sorun vardır. Şehrin girişinde bekleyen Sfenks adında çirkin ve korkunç bir yaratık şehre girene çıkana sorular soruyor, cevabı bilemeyeni de öldürüp yiyordur. Dehşetle kapıda bekler Oedipus. Başına gelenler yetmiyormuş gibi bir de Sfenks’in sorularıyla uğraşacaktır. İlk soruyu sorar Sfenks: “Kimi zaman iki, kimi zaman üç, kimi zaman dört ayak üstünde yürüyen ve doğa yasalarına karşı olarak en çok ayağı olduğu zaman en güçsüz olan yaratık hangisidir?” İnsan, der Oedipus. Doğrudur, önce emekleyen, sonra yürüyen ve en son baston kullanan insandır cevap. Sfenks huzursuzlukla sorar diğer soruyu hemen: “İki kız kardeştirler, biri ötekisini doğurur ve ikincisi birincisinden doğmadır.” Gün ve gece, der Oedipus. Bu cevaplar karşısında hayrete düşen Sfenks kendini uçurumun kenarından atar.

Thebai’nin kahramanı

Sonra tüm kehanetleri, tüm kötü olayları unutturacak bir şey olur Oedipus için. Acımasız yaratık Sfenks’i yenmesinin, halkı bu esaretten kurtarmasının şerefine kutlamalar yapılır. Thebai ülkesinin kahramanı ilan edilir. Oedipus gelmeden önce ölen kralın yeri ise boştur. Sfenks’i yenen tek kişi olduğu için hem ülkeye kral hem kraliçeye eş olur Oedipus. Kederli günlerin yerini tekrar güzellikler almaya başlar. Unutur kehaneti, Kraliçe ile dört çocukları olur. Hem ülkedeki insanlar hem Kraliçe mutludur fakat uzun sürmez bu durum. Veba kapıyı çalmıştır çoktan.

Veba gelince ne yapacaklarını bilemez insanlar. Oedipus, Delphoi Tapınağı’na bu sefer kendi ülkesini kurtarmak için askerlerini yollar. Beklerler, beklerler askerlerin gelmesini. Fakat haberler iyi değildir. Delphoi kâhininin kehaneti şudur; “Kral’ın katili en kısa zamanda bulunmalı, bulunmalı ve sürülmeli ülkeden. Ancak böyle kurtulur bu ülke hastalıklardan.” Oedipus hemen katilin kim olduğunu araştırmaya koyulur ve Kral’ın öldürülüşüne dair bilgileri duyunca yüreği kaygıyla kaynamaya başlar. Ya kehanet doğruysa, ya Oedipus babasını öldürüp annesiyle evlendiyse? Fakat tüm bunlardan nasıl emin olacaktır? Tam bu sırada bir ulak girer içeri ve söyler hikâyenin bitiş yerini: Korinthos Kralı Polybos ölmüştür, tahta geçmesi için Oedipus çağrılmaktadır. Ulak, Polymos’la Periboia’nın oğlu olmadığını da söyler Oedipus’a. Her şey çıkar ortaya, kehanet doğrudur. Sarsıcı gerçek ile yüzleşilir, bilme arzusu kehanetin kilidini kırar. Oedipus gözlerini oyar altın iğneler ile.

Bilme arzusu

Sophokles bu ünlü tragedyada özellikle bilme arzusunu vurgular. Şüphe bir kere ele geçirmiştir insanın yüreğini ve insan bu şüpheye rağmen yaşayamaz. Bileceğimiz şey ne kadar kötü olursa olsun gene de kaygının içimizi her gün kemirmesinden daha iyidir. İnsan bilmek ister, ekilen şüphe tohumlarının götüreceği yön altın iğneler ile gözlerimizi oymak olsa bile. Mitler insanlığın mirasıdır, bu yüzden zamansızdır. Hangi zamanda okursak geçerli olacak anlamlar barındırır içlerinde. Oedipus’un bize söylediği, şüphenin kıskacından çıkamayacağımızdır.

Psikoloji ve mitler

Edebiyat ve mitler, psikolojinin de ilgi alanına girmektedir. Psikolojinin edebiyat ile ilgilenmesi psikanalizin kurucusu Freud’un Hamlet’i yorumlaması ile başlar. Freud’un Hamlet’i yorumlaması ve üstüne yazılar yazması aslında “psikanalizi icat etmesine” yardımcı bile olmuştur. Daha sonraları masallar, romanlar ve mitler, psikolojik analizlerde kullanılmıştır. Özellikle mitlerin psikolojik tahlillerde kullanılmasının nedeni tüm insanlığın paylaştığı nadir şeylerden biri olmasındandır. Carl Gustav Jung da kuramında kolektif bilinçdışından bahseder. Kolektif bilinçdışı; mekân ve zamandan bağımsız, atalarımızın binlerce yıllık yaşanmışlıklarının birleşmesi sonucu tüm insanlığın hafızasında yer alan bir kavrama işaret eder. Mitlere bakmak hem bu kolektif bilinçdışına hem de tüm insanlığın gördüğü bir rüyaya bakmak gibidir.

Oedipus kompleksi

Bazı mitolojik hikâyelerden yola çıkarak psikolojik sendromlara isim koymak için psikomitolojik terimler de geliştirilmiştir. “Oedipus kompleksi” de Oedipus mitinden yola çıkarak verilmiş bir isimdir. Oedipus kompleksi, psikanalizin kendi içinde ayırdığı psikoseksüel gelişim evrelerinden (oral, anal, fallik, latent ve genital dönem) fallik dönemde görülür. Bu dönemde 4-6 yaş arasında olan çocuğun ilgisi cinsel organlara ve cinsel farklılıklara yoğunlaşmıştır. Çocuk bu farklılaşmayı ilk ve en yakın ebeveynlerinde görür. Bu nedenle kız çocuk babasına düşkün olurken annesini düşman olarak görecek; aynı şekilde erkek çocuk annesine düşkün olurken babasına karşı düşmanca hisler besleyecektir. Karşı cinse karşı bir ilgi, aynı cinse karşı bir düşmanlık. Freud bunu “Her çocuğun ilk aşkı karşı cinsteki ebeveynidir” şeklinde yorumlar.

Kırmızı Saçlı Kadın

Türk Edebiyatı’nda da Oedipus kompleksi, Orhan Pamuk’un Kırmızı Saçlı Kadın’ı ile karşımıza çıkar. Bizi hem mitlerle hem de kaderin şaşırtıcı rastlantılarıyla yüz yüze getirir Kırmızı Saçlı Kadın’ın hikâyesi. Ana karakter Cem, kendisini ve annesini terk edip giden babasına karşı nefret doludur. Babasının gençlik yıllarındaki sevgilisiyle hiç bilmeden birlikte olur. Bu birliktelikten bir çocuk doğar. Romanın sonunda Cem, işte o çocuk tarafından öldürülür, mitlere göz kırparcasına. Mitler, binlerce yıllık bir yolculukta edebiyata, psikolojiye ve daha da önemlisi tüm insanlığa sıçrar. İnsan mitlerle başka bir toprağa ayak basıyor gibidir ve basılan yer tüm insanlığın ortak toprağıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.